8.5

The Ascent İnceleme ve PC Sistem Gereksinimleri

Beğen+2

Devamında minimum ve önerilen PC sistem gereksinimleri bilgilerini de verdiğimiz The Ascent inceleme yazımızla karşınızdayız. Son zamanlarda yükselişte olan cyberpunk temasının son üyelerinden biri olan The Ascent, biraz değişik kafada bir oyun.

ARPG türündeki The Ascent, bizi Veles gezegenindeki bir indent’in rolüne büründürüyor. Şirketlerin bolca kirli işi var ve birisinin bunları bitirmesi gerekiyor. İşte o kişi, maalesef ki, biziz.

The Ascent Sistem Gereksinimleri
Minimum

İşletim Sistemi Windows 10 veya üzeri 64-Bit işletim sistemi.
İşlemci Intel Core i5-3470 3.20 Ghz. ya da AMD FX-8350 Eight-Core 4.0 Ghz. veya üzeri işlemci.
Ram 8 Gb. veya üzeri ram miktarı.
Ekran Kartı AMD Radeon R9 390X ya da NVidia GeForce GTX 660 veya üzeri en az 2 Gb. bellekli ekran kartı.
Kaç Gb. 35 Gb. boş disk alanı.
DirectX DX 12 veya üzeri.
Ek Açıklamalar The Ascent oyununu oynayabilmek için 64-Bit destekli işlemci ve işletim sistemi zorunludur.

The Ascent minimum sistem gereksinimleri; 30 FPS, 1080p ekran çözünürlüğü ve düşük grafik ayarları için verilmiştir.

The Ascent Hikayesi:

Cyberpunk temasının olmazsa olmazı mega şirketlerin entrikaları da The Ascent’in ana hikayesini oluşturuyor. Konuyu daha fazla deşersem direkt spoiler olacak. Şunu bilin yeter: Oldukça aşağılardan başlıyorsunuz ve bu entrika sarmalı sayesinde yukarıya olan yolculuğunuz sürüyor. Krizi fırsata çevirmek yani.

The Ascent oyununun ana hikayesi ve yan görevleri fena değil. Öyle çok aman aman anlamlı içerikler yok. Açıkçası bu türdeki bir oyun için yeterli sürükleyicilikte.

Ana hikayede katettiğiniz yol sayesinde oyunun muhteşem gözüken şehri, Arcology, farklı katları ile önünüze seriliyor. Bu katlar arasında net bir kast sistemi var. Her vatandaş, her yere öyle elini kolunu sallayarak geçemiyor.

Indent, oyun evrenindeki her türlü işi yapan ve şirketler tarafından gayet güzel sömürülen işçilere verilen ad. Biz de Ascent Group bünyesindeyiz ve Poone adındaki sinir bozucu tip tarafından, oyunun başlarında oraya buraya gönderiliyoruz. Ascent Group bünyesinde yolunda gitmeyen bir şeyler var ve biz de tam ortasında buluyoruz kendimizi.

The Ascent Oynanış:

The Ascent’te yan görevler ise oyun evreninin daha ufak öykülerini size anlatıyor. Bazıları fetch dediğimiz getir – götür işleri iken, bazıları da daha çetrefilli olabiliyor.

The Ascent yan görevleri özellikle sağlam ödülleri için tavsiye ediyorum. Ama Ascent, diğer oyunlara göre bir farklılık getirmiş ve bunu da açıkçası beğendim. Yan görevlerin seviye gereksinimleri genelde yüksek tutulmuş. Böylece ana hikaye ile daha dengeli bir ilerleme oranı yakalıyorsunuz.

Ana görevler hakkında sevmediğim bir konu var o da çok önemli anlarda hep aynı şeyi yapıyoruz. Bir yeri hacklemek gerekiyor ve işlem bitene kadar orayı koruyoruz. Kesinlikle daha çeşitli olabilirdi.

The Ascent oyununa başlarken bir karakter yaratma ekranı var ama detay seviyesi az. Tipinizi daha sonra değiştirebiliyorsunuz fakat kaç kişi bununla uğraşır? Bilemedim.

Ara sahneler dışında kendinizi yakından pek görmüyorsunuz. Bir de zaten üstünüzde daima bir zırh oluyor. Yalnız tişörtler güzel bakın. Mavi, kedili olanı seçtim.

Diyaloglar:

Ara sahneler demişken… Sinematik olarak gerçekten güzeller. Diyaloglar da benzer, hoş kamera açılarına sahipler ama karakterimiz konuşmuyor; bu bir.

İkincisi ise diyalog seçenekleri fecaat. Konuşmalarda genelde anlamını bilmediğiniz bir sürü kavram, konu, kişi vb. yer alıyor. Diyalog seçeneklerinde ise hep bunların ne olduğunu soruyorsunuz.

Tamam, ARPG için fazla bir beklentim yok (Shadows: Awakening bu konuda istisna mesela) ama hikaye ve evren anlatımını bu şekilde yapmaları açıkçası yorucuydu.

Neyse ki, senaryo boyunca genel hikaye iskeletine bir şekilde vakıf oluyorsunuz. Gözden kaçan şeyler detaylar oluyor; işin tuzu biberi yani.

Karakter Özellikleri:

The Ascent’in sağlam bir RPG altyapısı sunmasını engelleyen en net eksiklik, kesinlikle karakter özellikleri (skill diye geçiyor). Seviye atladıkça gayet düz ve sığ özelliklere puan veriyoruz.

Bu özelliklerden üçü dışındakilerin pek bir numarası yok. Evet, silah değiştirme hızı, kaçınma sonrası toparlanma gibi özellikler de bu puanlardan faydalanıyor.

Ama can, enerji ve silah tutuş seviyenizi belirleyenler kadar değiller. Takdir edersiniz ki, seviye puanlarını daha heyecan verici şeylere harcamak hoş olurdu.

Üç önemli özelliğin dışında pek bir derinlik sunamaması, The Ascent’i hemen her oyuncu için aynı yapıda bir karakteri kullanmaya itiyor. Hoş, karakter özellikleri daha zengin olsa bile oyunda bu zenginliğe karşılık gelecek mekanikler yok.

Mesela bir sınıf sistemi ve bunun getirisi olarak farklı karakter yapıları göremiyoruz. Dolayısıyla bütün iş silah ve augmentation konusuna bakıyor.

The Ascent Ekipmanlar:

The Ascent zırh ve ekipman sistemi hem detaylı hem de daha iyi olabilir modunda. Detaylı çünkü çeşitlilik iyi seviyede tutulmuş. Daha iyi olabilir çünkü karakter özellikleri sığ ve her ekipman geliştirilemiyor.

The Ascent’te karakterin kullanabileceği ekipmanlar, üç ana başlık altında toplanıyor. Üzerinizde ne varsa anlık olarak, savaş sırasında dahi değiştirme şansınız var.

  • Loadout (Silahlar): Primary, Secondary ve Tactical olmak üzere üç adet bulunuyor. Yani iki silahın yanında bir de taktiksel ekipman taşıyorsunuz. Silahlarda bir kısıtlama yok. Yani ikincil seçiminde illa ufak bir alternatife yönelmeniz gerekmiyor. Taktiksel ekipmanlar ise bomba türleri, sağlık, drone ya da turret gibi farklı şekillere sahip.
  • Armor: Kafa, gövde ve bacaklar olmak üzere üç ayrı parça.
  • Augmentations: 2 adet Aug slot, 2 adet de Module slotumuz var. Aug, ARPG külliyatındaki aktif yetenekler, Module ise pasif yeteneklere karşılık geliyor.
Silahlar:

Malzemeleri özetledik; şimdi biraz detaya inelim. The Ascent’in silah çeşitliliği doyurucu. Öyle uçuk kaçık, akla hayale gelmeyen şeyler yok ancak hem temaya hem de Ascent evrenine uygun oyuncaklara sahibiz.

Yalnız roket atar gibi silahları erken düşürürseniz gereğinden fazla güçlü oluyorsunuz. Biraz “OP” durumları burada da var ama oynanış keyifli olduğu için güzel de gidiyor.

The Ascent, fena bir düşman çeşitliliği sunmuyor. Silahlardaki farklı hasar türleri de bu çeşitliliğe hizmet ediyor: Fiziksel, enerji, dijital ve alev hasarı. Genelde fiziksel hasarın her alanda sözü geçiyor fakat diğerlerine de dikkat etmekte fayda var.

Düşmanlar hakkındaki detaylı bilgiyi, o düşman türünü ilk kez öldürünce ediniyorsunuz ve böylece neye karşı zaafı var öğreniyorsunuz. Ancak ateş ettiğinizde çıkan hasar rakamlarının renginden de bunu kestirme şansınız var. Gri düşük, beyaz orta ve kırmızı renk ise yüksek hasar demek.

“Şimdi bahsedeceğim konuya daha sonra tekrar değineceğiz vol. 1”. Silahlarınızı geliştirebiliyorsunuz (oyuna direkt olarak etki eden özelliklerden biri).

Üç farklı component tipinden toplayıp bir üst seviyeye ilgili tabanca, tüfek artık neyse yükseltiyorsunuz. Yalnız dikkat edin! Sınırsız sayıda component yok. O yüzden geliştirme işlerini aceleye getirmeden yapmanız iyi olur.

Zırhlar:

The Ascent’teki zırhlara silahlar kadar detay vermeyeceğim. Asıl görevleri olan korumanın dışında belli karakter özelliklerine de bonus veriyorlar. Fakat ben her daim koruma kısmına odaklandım; çok da pişman olmadım.

Yani o bonus özelliklerin ekstrem anlamları yok. Zırhların güçlendikçe görünüş olarak da sağlam hale gelmelerini ise sevdim. Öyle Cyberpunk 2077’deki gibi 5000. seviye ekru tişört ile etrafta fink atmak yok. Zırh gibi zırh. Silahlar gibi bir geliştirme ise burada mevcut değil.

Augmentations:

The Ascent’te Augmentations seçeneklerini bol buldum. Neşeli alternatifler var. En başta aldığımız Hydraulic Slam’i oyunun sonuna kadar keyifle kullandım. Hem etkisi hem de görüntüsü şık.

Summon görevi gören Aug seçeneklerini ise dönüşümlü kullandım. Sık sık kalabalıklar arasında yalnız kalıyorsunuz. Bu yüzden bir dost gerekiyor (co-op sevmem).

Maalesef, zırhlar gibi burada da bir geliştirme imkanı yok. Bu arada: “Şimdi bahsedeceğim konuya daha sonra tekrar değineceğiz vol. 2” de burası.

Cyberdeck:

Cyberpunk mevzularına giriyorsak, hack işlerine de bulaşmamız gerekiyor. Hack mekaniği var olmasına var ancak basit ve üzerinde tam bir kontrolümüz yok.

Şöyle ki, Cyberdeck denilen bir implant var. Bunu satıcılardan alamıyoruz; ganimetle (rastgele değil) topluyoruz. Oyun ilerledikçe Cyberdeck gelişiyor ve daha önce açamadığınız kapı veya sandıkları açıp düşman birimlerini kontrol edebiliyorsunuz.

Ama burada şöyle bir sıkıntı var: Cyberdeck’in yetersiz kaldığı durumlar çok nadir. Zaten yetersiz bıraktıracak objeler de yüksek seviyeli düşmanların olduğu yerlerde. İsteseniz de zorlanmadan gidemiyorsunuz ve dediğim gibi bu yüzden ihtiyaç duymuyorsunuz.

Seviyeniz yükseldikçe o zorlu bölgelere gidiyorsunuz ama o zamana kadar Cyberdeck geliştirmesini de almış oluyorsunuz. Oyun, bu anlamda işlevsel bir backtracking örneği sunamıyor. Geride açamadığınız kapı veya sandık pek bırakmıyorsunuz.

Aksiyon:

Ne demiştik? ARPG. Heh! İşin RPG kısmında tembel davranan The Ascent, Action kısmında ise sınıfın çalışkan öğrencisi rolüne bürünüyor. The Ascent’i gamepad ile oynarsanız Twin Stick Shooter havası alacağınız akıcı bir oynanışa sahip. Hatta “Eve gideyim de 1-2 görev oynayayım yav” dedirtecek kadar eğlenceli.

Silahların verdiği hissiyat (buna görsel ve işitsel öğeleri de katınca) başarılı. Çatışmalar yüksek tansiyonda geçiyor. Yapay zeka fena değil ve ellerinde ne varsa kullanıyorlar.

The Ascent’te akıcı oynanışın yanında silahlar arasında da hızlıca geçiş yapabilmeniz, bunların yanına taktiksel ekipman ve Aug kullanmanız savaşlarda güzel bir cümbüş yaratıyor. Saldırı alternatifiniz bolca var; dükkan sizin, kullanın!

The Ascent’te karakterimizin bir depar özelliği yok ancak sağa sola atlamak suretiyle saldırıları bertaraf ediyoruz. Bir siper mekaniği eklenmiş. Gears of War’daki gibi sık sık kullanmıyorsunuz ama işe yaradığı anlar da oluyor; özellikle boss kapışmalarında.

İçi boş bir mekanik değil. Haritaların çok katmanlı bir yapısı yok. Ama hafif yükseklik farklarında yukarıya da nişan alabiliyorsunuz. Siperde de aynı mantık işliyor.

Çevrede çok fazla patlatılacak öğe bulunuyor. Bunları da avantajınıza çevirebilirsiniz. Aim Assist’i düşük tutarsanız oynanıştan aldığınız keyif daha da artıyor. Bir tutam zorluk her daim iyidir.

Level Scaling:

Aksiyonu diri tutan bir başka şey ise düşman spawn oranları. Ne çok hızlı, ne de çok yavaş. Bir bölgeyi temizledikten sonra ortalama bir süre geçince oradaki düşmanlar geri geliyor.

Ama o esnada başka bölgelerde oluyorsunuz ve seviyeniz de artıyor. Seviyeniz değiştikçe düşük bölgeli alanlarda bile tek tük yeni düşman tipleri görebiliyorsunuz. Yani kararında bir level scaling ile çatışmaların akıcılığı diri tutulmuş. Baymıyor, sıkmıyor ve tekrar hissi yaratmıyor.

Harita:

Harita konusunda bir detay daha var. Birçok savaş alanı aslında yerleşim yerlerinin içerisinde. Sivilleri öldürmenin bir cezası yok (keşke olsaydı) ama etrafta sivillerin olması sizi ister istemez (o anki ruh halinize göre) daha dikkatli olmaya itiyor. Ayrıca daha gerçekçi bir hava veriyor. Bazı oyunlardaki o dövüş arenası imajı, Ascent bölgelerinde yok.

Yalnız! Yakın dövüş saldırısı yapamamak aşırı garibime gitti. Ne silahın dipçiği ile ne de kılıç, sopa gibi bir şey ile yaklaşan düşmana vuramıyoruz. Fena halde de ihtiyaç duyuyorsunuz hele üstünüze kılıçla koşan düşmanları gördükçe…

The Ascent oyun haritasında serbestçe dolaşabiliyorsunuz. Bu sayede yakın bölgelerde farklı seviyelerdeki düşmanlara denk gelme ihtimaliniz olası. Yani yolunuz üstündeki düşük seviyedeki düşmanları pataklarken hemen yan sokaktan üst seviye birileri gelip kafanıza gömebilir. Bu özelliği açıkçası beğendim.

Haritadaki düşman dağılımında organik bir yapı sunulmuş. Lakin her bir düşmanın bölgesi belli. Eğer çok uzaklaşırsanız sizi takip etmeyi bırakıp fiti fiti kendi mekanlarına dönmeye başlıyorlar.

O sırada arkalarından sıksanız dahi bakmıyorlar. Bölgesine dönen düşmanın canı tazeleniyor. Aslında mevzu tamamen bundan ibaret ama çatışmayı ortasında bırakıp arkasına bakmadan gitmek de biraz garip.

Bir de düşman spawn olma yöntemleri hep aynı. Önünüzde 2 düşman bir anda bitiveriyor, arkada da mutlaka bir tane oluyor. Bunu güzel uyguladıkları yerler var (tırmanarak gelen düşmanlar gibi) ama bazen de yoktan var oluyorlar.

Arcology:

Yukarıda haritadaki serbestlikten bahsetmiştim ya, fırsat bulup bir de oyun haritasını anlatayım. Arcology’nin birkaç farklı katı var. Hepsinin sosyal statüsü ve teması birbirinden ayrı.

Katlar arasında geçiş yaparken büyük asansörleri kullanıyorsunuz ancak kat içerisindeki farklı bölgeler arasında öyle bir ayrım yok. Her yer keşfetmeniz için açık.

Bölgeler arasında bu serbestliğin olması, her ne kadar hack tarafı basit tutulmuş olsa bile bir keşif hevesi yaratıyor. Bu keşif serüvenleri de etrafta bolca bulunan sandıklar ve toplanabilir öğeler sayesinde boşa çıkmıyor. Component toplamak için bolca keşif yapabilirsiniz.

Grafter:

Tüccarlar ise silah, zırh, sibernetik implant, silah geliştirmesi gibi ihtiyaçlarınızı karşılıyorlar. Grafter denilen dükkanlarda ise yeni Augmentation alıp yetenek puanlarınızı sıfırlayabilir ve ayrıca tipinizi değiştirebilirsiniz.

Ancak ben genel anlamda satın alım olayını pek tavsiye etmiyorum çünkü oyunun loot kısmı bonkör. Ana görevleri yaptıkça yeni alternatifler çıkıyor; paranızı onlara saklamanız daha mantıklı.

Bu yüzden başlarda bolca satış yaparsanız akıllıca olur. Tüccarları ise oyunun hub bölgelerinde buluyorsunuz. Buralarda silahınızı otomatik olarak kılıfına koyuyorsunuz.

Etrafta bar ve pavyon (!) türü işletmeler de var. Buralarda barmene gidip bounty’leri paraya çevirebiliyorsunuz. Kelle avcılığının çok öyle ahım şahım getirisi yok ama üzerine ödül konan düşmanları nakde çevirebileceğiniz kişiler, barmenler.

Ganimet Toplama:

Bu arada loot demişken… Ben ganimet toplarken arada sırada basılı tutuyormuşum tuşa. Bu yüzden karakterim de yeni aldığım şeyi direkt olarak üstüne geçiriyordu. “Layn bu nası özellik?!” diye söylendiğim sıralarda hatamı fark ettim.

Tabii ki, oyunun bayağı ortalarındaydım aydınlandığım sırada. Benzer garibanlığa (ehe) sizin de imza atacağınızı düşünmüyorum ama uyarayım dedim. Öhm, basılı tutmayıp direkt tek tıkla yerdeki öte beriyi alabiliyorsunuz.

Bir de etrafta bulunan otomatlardan can, enerji ve taktiksel ekipmanın dolum süresini tazeleyebiliyorsunuz. Bu otomatları Cyberdeck geliştikçe hackleme şansınız var.

Ulaşım:

Harita ve oyun dünyasıyla ilgili en büyük eleştirim ulaşım konusuna gelecek. The Ascent’te hızlı seyahat için taksi çağırabiliyorsunuz ama bu hemen olmuyor. Ana hikayede belli bir göreve gelmeniz gerekiyor.

Taksi ise yalnızca aynı katta bulunan bölgeler arasında ulaşımı sağlıyor. Katlar arasında yine asansöre gitmeniz gerekiyor ama taksi, asansörün önünde de bırakmıyor. Hatırı sayılır bir yolu tabanvay ile alıyorsunuz.

Bu olay, özellikle basit işler için (fetch görevleri gibi) yol tepmeniz gerektiğinde sinir bozuyor. Bir de sene bilmemkaç, teknoloji olmuş uzay, daha hala “Görevi bitirdim abey” demek için adamın yanına gitmek zorunda kalıyoruz. Ara, konuş işte. Deli gibi yapay zeka falan var etrafta.

Taksi ücretleri bu arada 1000 kredi. Başta fazla gibi gelebilir de para sıkıntısı pek çekmiyorsunuz. Binin taksiye, azcık lüksünüz olsun. Hem müzikleri de güzel fakat arada uyuyan şoföre denk geliyorsunuz. Taksiler, kat kısıtlamasına rağmen kesinlikle oyun deneyimine büyük bir artı puan ekliyor.

The Ascent Sistem Gereksinimleri
Önerilen

İşletim Sistemi Windows 10 veya üzeri 64-Bit işletim sistemi.
İşlemci Intel Core i7-6700K 4.00 Ghz. ya da AMD Ryzen 5 2600 3.4 Ghz. veya üzeri işlemci.
Ram 16 Gb. veya üzeri ram miktarı.
Ekran Kartı AMD Radeon RX 5700 ya da NVidia GeForce GTX 1070 veya üzeri en az 8 Gb. bellekli ekran kartı.
Kaç Gb. 35 Gb. boş disk alanı.
DirectX DX 12 veya üzeri.
Ek Açıklamalar The Ascent önerilen sistem gereksinimleri; 60 FPS, 1080p ekran çözünürlüğü ve yüksek grafik ayarları için verilmiştir.

Grafikler:

Böyle bodoslama girdim işte. Bakın bu oyunun görsel tarafı şaheser. İzometrik açıyla oynanan bir oyunda görebileceğiniz en harika grafiklere sahip. Oyun alanının her bir noktası özene bezene tasarlanmış ve tekrar hissi hemen hiç yok.

Duvarlardaki minik yazı detayları olsun, şehrin neon ışıkları olsun, her bir bölgenin enfes teması olsun, Arcology’nin devasa ölçeğini yansıtan manzaraları olsun muhteşem. Cyberpunk temasının en güzel ve doğru yansıtıldığı oyunlardan biri kesinlikle The Ascent.

Sesler:

Sesler tarafında da benzer övgüyü yapabilirim. The Ascent’te silah ve patlama sesleri atmosferi güçlendiriyor. Ayrıca tekno müzikleri de oldukça başarılı buldum. Yalnız oyunun uzun bir süre ses problemi vardı. Bazen sesler takılıyordu ve özellikle alışveriş yaparken tam bir işkenceye dönüşüyordu.

Bunu son yama ile çözdüler (gibi). Ayrıca son yama ile sinir bozucu Film Grain efektini de kapatma imkanımız oldu. Oldu da biraz geç oldu zira ben son bölümdeydim yama çıktığında.

Optimizasyon:

Teknik anlamda Ascent’in bir nebze optimizasyon sıkıntısı da vardı. Stutter yani takılma sorunları bolca patlama yani fizik efekti olduğu anlarda yaşanabiliyordu.

Yamalarla bunlar da düzeldi. Hala daha teknik sorunlar çıkarma ihtimali yok değil. Oyun deneyiminizi berbat etmez ama ufak sinek misali bir etki yaratabilir.

Arayüz ise daha iyi olabilirmiş. Cart kırmızı bazen gözümü alsa da, alışveriş sırasında daha pratik bir menü tercih etsem de iş görüyor. Düşman tepkileri gayet orijinal (!).

Son Sözler:

Bir kere, oyunun RPG tarafında net bir tembellik var. Karakter özelliklerinden tutun da yalnızca silahların geliştirilebiliyor olması bir eksi. Çünkü bu olay direkt olarak farklı build’lerin önünü kapatıyor.

Evet, yine belli oranda birbirinden bir nebze uzak setler oluşturma şansınız var ancak türdeki diğer oyunların yanında sığ kaldığı çok net. Bir de oyunun bir endgame içeriği yok.

Yani görevler bitti mi işiniz bitiyor. Normalde bu olayı çok takmazdım zira ARPG türünde benim aradığım sağlam bir ana oyun deneyimidir.

Öyle çok fazla loot peşinde koşmam; tekrar oynanabilirlik olduğu sürece sıkıntı etmem. Ama işte Ascent, bir üst paragraftaki negatif özelliğiyle de tekrar oynanabilirliği oldukça düşük bir oyun.

Zaten sınıf ya da build imkanı kısıtlı bir de üstüne herhangi bir endgame içeriği olmayınca oyun ile olan beraberliğiniz kısa sürüyor. Yanlış anlaşılmasın: Bir sınıf sisteminin illa olması gerekmiyor. Ama bunun alternatifi olarak ciddi özelleştirme seçenekleri olması, bir ARPG’yi üst seviyelere taşıyor.

Genel oyun mekanikleri ve içeriği ise ilk başlarda sığ gibi durabilir, “Bu niye böyle?” dediğiniz ufak detaylar olabilir. Merak etmeyin. Oyun, yan görevler için dahi ana hikayeye bağlı gidiyor.

Az biraz ilerlediğiniz takdirde içerik ve çeşitlilik olarak gerçekten tatmin edici seviyeye geliyor. Oyun evreninde kendinize daha çok yer bulmaya başlıyorsunuz.

Gelelim tür olarak Aksiyon tarafına. Bütün o eksiklerine rağmen bu anlamda oyundan zevk alacağınız kesin. “Ya keşke şu özelliği de geliştirme şansı tanısalardı” diyorsunuz ancak oyunun olduğu kadarı da aksiyon kısmında sizi üzmüyor.

“Şimdi bahsedeceğim” dediğim kısım tam da burası. Oyunu silah ve augmentation çeşitliliği farklı bir noktaya taşıyor, hatta kurtarıyor. Silahları geliştirebilmek, aslına bakarsanız özelliklerini yükseltmekten ibaret olsa bile bir ilerleme hissiyatı veriyor (karakter özelliklerine nazaran) ve işlevsellik katıyor.

Herhangi bir ARPG için ve belki de Twin Stick Shooter için bile bu konularda ciddi bir zenginlik sunulmuş. Bir tarafın eksik yaptığını öteki taraf fazla mesai yapıp kurtarmış diyebiliriz.

Şu bakış açısına saygım var. Endgame içeriği ve üstüne klasik bir ARPG yapısı isteyebilirsiniz. Belki yalnızca görevleri bitirip belirli oranda serbestliğe sahip olmanız, oyun ile olan beklentilerinizi karşılamayabilir.

Ancak en azından kendi oyun zevkime göre Ascent, bu haliyle de bana güzel vakit geçirtti. Çünkü loot peşinde build’ler ile aynı düşmanları defalarca öldürmeyi pek sevmiyorum.

Bir inceleme sorumluluğuyla günümüzün ARPG anlayışını The Ascent ile bulamayacağınızın altını çizmek zorundayım.

 

8.5 Toplam Puan
1 inceleme
The Ascent İnceleme

The Ascent, Türkiye fiyatıyla biraz tuzlu olsa da Game Pass için bulunmaz bir nimet. Kararında oyun süresi, keyifli aksiyonu ve olağanüstü grafikleriyle eğlendirmeyi biliyor. RPG tarafındaki eksiklerini pek fazla takmamaya çalışırsanız tatmin edici bir 15-20 saat geçirirsiniz.

8Editörün Puanı
Hikayesi
7.5
Oynanış
8
Grafikler ve Atmosfer
9
Ses ve Müzikler
7.5
9Oyuncu Puanları
Hikayesi
8
Oynanış
8
Grafikler ve Atmosfer
10
Ses ve Müzikler
10
Artı Yönleri
  • Görsel yönüyle hayran bırakıyor,
  • Aksiyon tarafı çok güzel işliyor,
  • Silah ve ekipman açısından zengin,
  • Cyberpunk temasını enfes kullanıyor,
  • Müzikler keyifli.
Eksi Yönleri
  • ARPG’deki RPG’yi koklatarak veriyor,
  • Bazı tasarım hataları (hızlı seyahat gibi) sinir bozucu,
  • Ana hikaye görevleri daha doyurucu olabilirdi,
  • Teknik hata yapmaya meyilli bir oyun.
İnceleme Yap  |  İnceleme ve Yorumlar
Veteran Soldier
Veteran Soldier

Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website editörü ve amatör Call of Duty oyuncusu...

1 Yorum
  1. 4.5
    Hikayesi
    80
    Oynanış
    80
    Grafikler ve Atmosfer
    100
    Ses ve Müzikler
    100

    Cyberpunk dünya teması doğru bir şekilde yansıtılmış, hatta Cyberpunk 2077’den daha iyi cyber-punk şehir atmosferi yarattığını iddia edebilirim.

    Güçlü fizik motoru grafiklere de yansımış. The Ascent grafikleri ve ara sahne animasyonları göz alıcı kesinlikle.

    + Artı Yönleri: Çatışma Hissi oynayış yapısı çok iyi, Güçlü Cyberpunk atmosferi, Müzikler.
    - Eksi Yönleri: Karakterin sabit yürüme hızı, Optimizasyon sorunları, Hikaye biraz zayıf kalmış.
    Katılıyorum(2) Katılmıyorum(0)Daha önce oylamıştınız

Yorum Yap, İnceleme Yaz

Oyun.News
Logo